Ateşiniz Sönmesin

Eski Türklerde ateş, güneş ile ilişkilendirilir, temizlik, paklık, birlik, yaşam belirtisi ve diriliğin sembolü sayılır, bu nedenle tapınma şeklinde olmasa da saygı gerektiren, önem verilen bir nesne olarak kabul edilirmiş. Evin merkezinde bulunan ocak, yuvanın ve oradaki hayatın sürdüğünü gösteren en önemli bir delil sayılır ve bacalar, Tanrıyla haberleşmek için önemli bir vasıta kabul edilirmiş. Bu nedenle Eski Türklerde aile: “ev,” ev ise “ocak” ile sembolize edilmiştir.

Eskiden bu yana, ateş ve ocağa verilen önem, kültürümüzde önemli bir yer tutmuş ve etkisi günümüze kadar sürmüştür. Bugün dahi ocak (ateş), hem eve hem de aileye işaret eder; evlenme ve evlilik çoğu zaman ocak kelimesiyle ifade edilir. Kültürümüzde “Ocak” ve “Aile ocağı” gibi kelimeler: Barınma, beslenme, birlik, beraberlik, sağlık, ebedilik, sıcaklık, güvenlik ve yaşam belirtisi gibi kavramları çağrıştırır. Evlilik ise: “Sönmez bir ateş yakmak, ocak kurmak,” olarak değerlendirilir ve bu ocağın közü/sahibi erkek olarak kabul edilir. Erkeğin görevi: Ocağı kurmak; kadının görevi ise: Kurulan ocağı beklemek, besleyip bakımını yapmak ve onun tütmesini sağlamaktır. Eve gelen gelin, “Közün alev almasını sağlayan bir kıvılcım ve evi aydınlatan bir ateş” olarak değerlendirilir. 

Anadolu’da bazı yerlerde, düğün günü, gelinin damadın evine geldiğinde; ateşin üzerinden atlatılması, iki ateş arasından geçirilmesi, köz üzerine basarak kocasının evine girmesi, eve girince ilk iş olarak ateşi selamlaması, baba evinden kül getirmesi, gibi âdetler ocağa verilen önemin halen canlılığını koruduğunu göstermektedir. 

Bazı yerlerde ise “yanan ocağın neşesinden” söz edilir ki bu durum çocuklarıyla birlikte mutlu bir aileye işaret eder. 

Yine Anadolu’da, kendisi öldükten sonra ocağını tüttürecek bir evlada (genellikle erkek) sahip olmak, bir babanın en büyük arzu ve isteğidir. “Yuvan devam etsin, aile huzurun daim olsun” anlamında dua niyetine; “Ateşin sıcak olsun, ocağın asla sönmesin” denilir. 

Aile tarif edilirken “Aile ocağı, baba ocağı” gibi ifadelerle ocak kelimesi, “Soy ve sülale” anlamında da kullanılagelmiştir. On beş, on altı yaşına gelmiş delikanlılar için söylenilen: “Ocak umudu,”  Aile soyunun sona ermesi anlamında: “Ocağı söndü,” aile birliğinin ve bütünlüğünün bozulması anlamında:  “Ocağı battı, ocağı dağıldı” gibi ifadeler eski Türk geleneklerinin günümüze ulaşan izleridir.

Özetleyecek olursak: Bir evin bacasından duman tütüyorsa o evde ateş yanıyor demektir. Yanan ateş ise hayata, yaşama ve canlılığa işaret eder. Ancak yaşamın devam etmesi, canlılığın sürmesi için bazı şartlar vardır. 

Bir kandilin ışığından,  yararlanmaya devam edebilmek için içine sürekli yağ koymanız, bir sobanın ısısından yararlanmaya devam edebilmek için de odun veya kömür atarak ateşi beslemeniz gerekir. Bunun gibi, evlilik ile kurulan “Ocağın” da sönmemesi, canlılığını sürdürmesi ve sağlıklı bir şekilde devam edebilmesi için daima beslenmesi, yatırım yapılması, yani “Ocağın tüttürülmesi” gerekir. 

Eğer evliliğinizde birbirinize olan heyecan ve tutkularınız azaldıysa, hayat rutinlerden ibaret hale gelmeye başladıysa, eşiniz ile aranızda tartışmalar çoğaldıysa, zaman zaman birbirinizden sıkılmaya başladıysanız evliliğinize acil bakım yapmanızın zamanı gelmiş demektir.

İnsan bir şeye yatırım yapmadan karşılığını alamaz. Bu yatırım için öncelikle eşlerin, kadın ve erkek psikolojisini iyi öğrenmeleri, çocuk yetiştirme, ergenlik, eşler arası iletişim vb. konularda hayat boyu sürekli olarak kendilerini yetiştirmeleri, yenilemeleri ve geliştirmeleri şarttır. Aksi takdirde, nasıl ki “Arpa eken buğday biçmez.” ise evlilikte de davranış biçimleri bozuksa güzel sonuç beklemek hayal olur.

Ayrıca eşler bireysel bakımlarına özen göstermeli, aralarındaki sevgiyi, tutkuyu, heyecanı, arzuyu, şehveti yeniden ateşlemelidirler. Evliliklerinde çıkmaza giren noktalarda çözüm yolları araştırmalı, bunu kendi başlarına bulamıyorlarsa bir uzman desteği almalıdırlar.

Bir zamanlar televizyonlarda, soba zehirlenmelerine karşı bilgilendirme amacıyla hazırlanmış kısa film: “Unutmayın, soba değil, ihmal öldürür.” Cümlesiyle bitiyordu. Evet, bir evliliğe bakım yapılmaz, sürekli beslenme olmazsa ocağınız sönebilir, bacanızdan duman tütmeyebilir.

Ocağınız daima tütsün, ateşiniz her daim sıcak olsun….

İsmail EROĞLU | Aile Danışmanı

 

Bir cevap yazın