Hayatın Manası

Kainat bir bütündür. Canlı cansız herşey bu bütünün bir parçasıdır. Hiçbir şey kendi başına değildir.  İnsan bu bütünün çok önemli bir parçasıdır ve canlılar içinde aklı, kalbi ve iradesi olan tek varlıktır, eşi benzeri yoktur. Bu yönüyle yaratılanların içinde sorumlu ve muhatap da İnsan’dır. Kainattaki mükemmel işleyen sisteme veya programa uygun veya uygun düşmeyen yaptığı her şeyin karşılığını mutlaka görür. İnsaflı ilim gözüyle bakıldığında kainatta tesadüf diye bir şeyin olmadığı aşikardır. Dolayısıyla hastalıklar da bu mükemmel varlığa yani şuurlu muhataba tesadüfi gelmiyor. Yaptığımız yanlışların akabinde üst üste gelen ve bize hata yaptığımızı anlatan sinyalleri almadığımızdan; kendini duyurmakla görevli bu sinyaller gitgide ağırlaşarak, sonunda hastalık olarak karşımıza çıkmaktadır. 

Kainata baktığımızda her şeyin birbirini tekmil edecek şekilde dizayn edilmiş olduğunu görebiliriz. Yaratan, yalnızca insanı iradi ve seçme hakkı varlık olarak yaratmıştır. Yani diğer mahlukları da emrine vermiştir. Bunun yanında da acziyeti de büyüktür. Burada anlamamız gereken, bu müthiş düzenin kurulmasında bir amaç var ve bizden beklentiler vardır. Dolayısıyla da buradan başı boş bırakılmayacağımızı da anlamak zor değil.  

Fiziki ve psikolojik, maddi-manevi hastalıklar sonuçtur. Kökünü tedavi etmezseniz yaptığınız şey tahribatı artırarak, karşımıza çıkabilir. Bu zamana kadar bazı hastalıkların tedavisi yapılmış olsa bile genel itibariyle başarının düşük olması; bize modern tıbbın “insana bakış” açısını değiştirmesinin gerekli olduğunu göstermektedir. Bu da kolay bir iş değildir.  

Fiziki bedenimiz hayatta kalabilmesi için yeme ve içmeyle beslenmelidir. Ama canlı olabilmek için bu yeterli değildir. Hastalıkların asıl sebebi, az bir kısmı hariç yeteri kadar beslenme kaynaklı değildir. Aslında hastalıkların kökleri fiziki bedende değildir. Mental bedendedir. Dolayısıyla fiziki bedene, tedavi için yapacağınız her türlü müdahale, köküne inmediğinizden beyhude olacaktır. Belki hastalığı ertelemekten ileri gitmeyecektir. Çünkü o hastalığı besleyen köke inilememiştir. Yani hastalık aslında baskılansa da beslenmeye devam etmekte ve belki de başka bir form altında daha güçlü olarak karşımıza çıkmaktadır. Günümüzdeki bir çok çaresi bulunamayan hastalıkların asıl sebebi, “Modern Tıbbın” sebepleri nazara almadan neticelerle uğraşmasıdır. Köküne inilip ortadan kaldırılmayan belki de çok basit gördüğümüz hastalıklar belli bir zamandan sonra karşımıza tedavisi olmayacak şekilde çıkmaktadır. Bu haliyle günümüz tedavi metodlarının  insanlığa sunduğu az bir faydanın yanında yaklaşım sebebiyle tahribatı belki de daha fazladır. Ama isteyen kişi aklıyla, mantığıyla o mental derinliğe inerek hastalığın sebebini ortadan kaldırabilir. Hangi hastalık olursa olsun tedavi olabilir. Tedavisi olmayan hastalık yoktur. 

Astral bedenimiz duygularımızın oluşturduğu bedenimizdir. Mental (Sebepler) bedenimiz Astral bedenin ötesinde akıl, düşünce ve mantığımızın oluşturduğu bedenimizdir. Her Bir düşüncemiz vücudumuzda kendine özgü izlerini bırakır. Yaptıklarımız, düşündüklerimiz, duyduklarımız,  davrandıklarım kainattaki programa uygunsa o bir problem sebebi olarak bize dönmez. Bizi yukarı kaldırır yani İnsan-ı Kamile doğru yükseltir. Ne kadar zıtsa, o bilinçaltındakiler, sebepler bedeninde sorun olarak formalaşır. Yükselmemize mani olur. Karşımıza gelir. Bize “beni sen ürettin, sen çöz” der. Türkçe’de bunu anlatan bir söz var; “tencereye ne koymuşsanız önünüze gelecek yemek odur.” Dolayısıyla, insan geçmişteki yaşadığı sıkıntılar ile yüzleşmeden ilerleyemez. Adeta o olaydaki rolünün hakkını vermeyen insan sıkıntıdan kurtulamaz. Buradan anlaşılıyor ki; şimdiye kadar yaşadıklarımız arka planda bizim geleceğimizin dizaynına müdahale etmek üzere çalışıyor. Kısacası, başımıza gelenlerin sebebi biziz. Kendimizi değiştirmezsek, bakış açımızı düzeltmezsek bundan sonra da benzerleri gelecektir. 

Her insanda enerji merkezleri vardır. Bu enerji merkezleri başımızın üstünden giriş yapan bir kanalla beslenir. Her insanda bu enerji merkezleri ve kanalı mevcuttur. Bebek anne karnındayken nasıl ki vücudu besleyen kan damarları oluşur, aynen ona benzer enerji bedenini  damarları ve kanalları da oluşur.

Zaman içerisinde, dünyada olaylara karşı uygun olmayan tepkilerimiz, itirazlarımız, şikayetlerimiz ve isyanlarımız sebebiyle o enerji kanallarında tıkanıklıklar oluşur.

Tıkanıklıklar vücudumuzun ihtiyacı olan enerjiyi almamızı engeller. Vücud kendindeki depolanmış enerjisini tükettiğinde tıkanıklıklara uygun olan yerlerde hastalıklar meydana gelmeye başlar.  

Peki , tedavisi nasıl olur?  

İtirazları, isyanları ortadan kaldırdığımızda, bahsettiğimiz o enerji kanallarındaki tıkanıklıklar yavaş yavaş açılır. İlk kaynaktan gelen o yüksek frekanslı enerji vücuda dahil olarak yeniden yapılandırır. Vücud yeniden yapılandırılmaya başlandığında hastalıklarımız, kalp, baş, akciğer, karaciğer,mide, böbrek, yani nerede bir rahatsızlık varsa şifa bulur. Enerji bedenimiz yeni düşünce ve yeni anlamla beraber gelen o enerjiyle dolmaya başlayınca, vücudun tedavi edilmesi artık çok basittir. Fiziki bedendeki tedavi, enerji bedenindeki kanalların açılmasıyla başlar. Fakat bu enerji kanallarının açılması için dışarıdan yapılan müdahaleler de, fiziki bedende netice olarak çıkan hastalığa yapılan tedavideki gibi geçicidir. Kişi kendi iradesiyle duygu, düşünce,mantık ve bakış açısını değiştirmelidir. Bunun en kesin ve verimli yolu; İnsanın hiçbirşeyin tesadüfi olmadığını ve başımıza gelen olayların hikmetini anlama gayreti ve hayr olduğunu hazmetmesi ve bunu kalbine inandırmasıdır. 

 

Universal Tedavi Destek Programı” 

 

Mutlu Kocaman (22.03.2021)

 

Bir cevap yazın